script src='http://ajax.googleapis.com/ajax/libs/jquery/1.2.6/jquery.js' type='text/javascript'/>

...

...
A´dan Z´ye… ا´den ي´ye… Beşikten mezara kadar öğrenilmesi gereken, kadın-erkek tüm Müslümanlara farz olan ve sonu Cennete varan bir yoldur Ilim…

Esma'ul Hüsna 61-62. İsm-i Şerifleri


Esma'ul Hüsna 61 ve 62. İsm-i Şerifleri

KIYAFETLERDEKİ SÜNNETLER



KIYAFETTE SÜNNET NELERDİR?

Kıyafet meselesi müslümanlar arasında çok ihtilaflı ve karışık bir durumdadır.

Türkiye’de ve dünya çapında bütün müslümanlar bu işte on derece muzdarib ve çaresiz bir haldedir.

Konuya girerken, bu hususta temel dayanak alaca-ğımız birkaç hadisi şerif zikredelim:

“Her kim bir kavme benzerse, o da onlardan-dır.”

“Sizden öncekilerin yoluna karış karış arşın arşın uyacaksınız, hatta onlar kertenkele yuva-sına girseler, siz de oraya girmeye çalışacak-sınız…” (Buhari)

Kıyafet denilince, islam fıkhında insanın yaratılış şekli anlaşılır. Yani kafa, çene, el ayak kemiklerinin görüntüsü. Araplarda buna dayalı olarak kimlik okuma, neseb bilme gibi maharetli olanlar vardı. Bu iş tecrübeyle alakalı olup, bununla dini bir hüküm isbat edilemez.

Bu gün kıyafet denilince anlaşılan, üzerimize giydi-ğimiz elbiseler ve şekilleridir.

Şimdi sünnet olarak giyilen elbiseleri tanıtalım.

CÜBBE:


Cübbe, erkelerin gömlek üzerine, en üste giyilen geniş bir elbisedir. İlk dönemlerde kol bölümleri yarık olurdu. Kollar ordan dışarı çıkartılırdı. Daha sonraları bölgelere göre değişik şekiller alan cübbe, kollu olarak giyildi. Ancak, alimler için kollarının (yen kısmı nın) geniş olması müstehabtır.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme, asbahtan Zül-Yedeyn r.a. isimli bir Zat, sırmalı nakışlı bir cüb-be hediye etti. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de kendi cübbesini ona hediye etti.

Sonra namaz kılarken cübbenin sırmaları nakış-ları gözüne ilişince, namazdan sonra hemen onu çıkartıp o zata geri gönderdi ve eski cübbesini taleb etti: “Namazda beni az kalsın meşgul edecekti” buyurdu.

Bununla, elbiselerin süslü olmamasına, sade ve temiz olmasına dikkat etmemiz lazım geldiği anla-şılmıştır.

Cübbe giymenin sünnet olduğunu bildikten sonra; acaba hangi faidesi vardır? Dersek; deriz ki: Cübbe-nin maddi –dünyevi- ve manevi –uhrevi- pek çok faidesi vardır.

Geniş olmakla bedenimizi örter, vucut hatlarını gizler, eğilip kalkarken avret yerlerinin açılmasını önler. Soğuk sıcak karşısında tedbir olur. Erkekleri kadından ayırır.

Ubade bin Samit r.a şöyle dedi:

“Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, üzerin-de yünden olan bir cübbeyle yanımıza çıkıp geldi…”


Esma binti Ebi Bekir r.anha’dan şöyle rivayet edildi:

“Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in tayle-sandan (kalın dokunmuş) cübbesi vardı, ibrişimle dokunmuştu, onunla düşmana karşı savaşırdı…”

Tebuk savaşından dönerken, Resulullah sallalla-hu aleyhi ve sellem abdest almak için bineğinden indi.

Abdest alırken kollarını yıkamak istedi de dar olduğu için cübbenin alt kısmında kollarını çıkarta-rak yıkadı. Bu rivayet Muğire ibni Şu’be r.a. tarikıyla, Buhari ve Müslimde zikredilmiştir. Başka bir riva-yette:

“Üzerinde Şam işi bir cübbe vardı, kol uçları (yenleri) dardı” şeklinde geldi.

Bu rivayetlerden anlaşılan, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazarda (ikamet) ve seferde cübbe giyinmiştir.

KAMİS – GÖMLEK:

Ümmü Seleme r.a.nha’dan rivayetle, şöyle de-miştir:

Resulullah’a s.a.v en sevimli gelen elbise, kamis-gömlek- idi.

Esma binti Yezid el Ensari r.anha’dan rivayetle:

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kamisi nin kol ucu, dirseğine kadar geniş idi.

Ancak gömleğin aşağıya doğru uzunluğu ayakları (yan çıkıntıları) geçmeyecektir, zira Resulullah sallal-lahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Allahu teala kıyamet günü, kibir için izarının ucunu yerlere sürükleyene (rahmetle) bakmaz.”

ŞALVAR:

Şiir Köşesi - Ya Kur'an Ya Hüsran - Cengiz Numanoglu




Yakuttan, zümrütten medet boşuna,
Hepsi bir gün döner, çakıl taşına.
Geç kalma.. Bakıp da o genç yaşına,
     Sanma ki; önünde seçenekler çok;
     Ya ÎMÂN, ya İSYÂN, üçüncüsü yok..

Dünyanın serveti, şehveti sahte;
Bir kefen kadardır, vefâsı ahde.
Boğma vicdânını, meyde, kadehte,
     Sanma ki; önünde, seçenekler çok;
     Ya AHLÂK, ya HELÂK, üçüncüsü yok..

Sen, şerefli doğdun, şerefli yaşa,
O bencil nefsini, vur taştan taşa;
Yoksa çıkamazsın, şeytanla başa.
     Sanma ki; önünde, seçenekler çok;
     Ya CENNET, ya CİNNET, üçüncüsü yok..

İnsanlık yanıyor, ateş bacada,
Fitneler kaynıyor, binbir locada,
Umut kuyrukları, ‘cinci’ hocada;
     Sanma ki; önünde, seçenekler çok;
     Ya İZZET, ya ZİLLET, üçüncüsü yok..

Bir kere baktın mı, kalkıp seherde?
Kapılar açılır, gök perde perde.
Sordun mu Kurân’a, kurtuluş nerde?
     Sanma ki; önünde, seçenekler çok;
     Ya ŞÜKÜR, ya KÜFÜR, üçüncüsü yok..

Dağlara özenip, tepeden bakma,
Mezar taşlarına, rütbeni çakma,
Şu cennet köşkünü, kibirle yakma;
     Sanma ki; önünde, seçenekler çok;
     Ya İHLÂS, ya İFLÂS, üçüncüsü yok..

Bırak.. O “çağdaşlar”, ne derse desin,
Hayat bir sınavdır, bu hüküm kesin,
Secde et ki; varsın, Allah’a sesin;
     Sanma ki; önünde, seçenekler çok;
     Ya KUR’ÂN, ya HÜSRÂN, üçüncüsü yok

CENGİZ NUMANOĞLU
(2009)
1 9