script src='http://ajax.googleapis.com/ajax/libs/jquery/1.2.6/jquery.js' type='text/javascript'/>

...

...
A´dan Z´ye… ا´den ي´ye… Beşikten mezara kadar öğrenilmesi gereken, kadın-erkek tüm Müslümanlara farz olan ve sonu Cennete varan bir yoldur Ilim…

Mirac Gecesi Ve Gününün Faziletleri

Mirac Gecesi Ve Gününün Faziletleri
 



 
 
 

İsra ve Miraç Mucizesi

Hem Kur’an’ın hem de bütün sahih hadis ve tarih kaynaklarının haber verdikleri; Peygamberimizin (asm) en büyük mucizelerinden birisi de İsra ve Miraç mucizesidir. Biz burada ilk önce Kur’an’daki ilgili ayetlerden ve sahih kaynaklardaki hadislerden ve rivayetlerden İsra ve Miraç mucizesinin nasıl gerçekleştiğini anlatacak, ardından ise bu mucize ile ilgili akla gelebilecek bazı soruların cevaplarını vereceğiz.
Kelime anlamı olarak “isra”, gece yürüyüşü, gece yolculuk etmek[1], “miraç” ise yükselmek, yükseğe çıkmak anlamlarına gelmektedir.[2] İsrâ ve Mirac hadisesi, Efendimizin (asm) peygamberliğinin on ikinci yılında[3], Mekke’de vuku bulmuştur.[4]

Hadise özetle şöyle cereyan etmiştir: Receb ayının 27. Gecesi[5] Cenab-ı Hakk’ın daveti üzerine Cebrail Aleyhisselâmın rehberliğinde Peygamber Efendimiz (asm) Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ'ya, oradan semaya, yüce âlemlere, İlâhî huzura yükselmiştir.

İsra ve miraç mucizesinin nasıl gerçekleştiği Kur’an’da, İsra ve Necm surelerinde anlatılmıştır. İlgili ayetler şöyledir:

“Bir gece, kendisine bazı delillerimizi gösterelim diye kulu Muhammedi, Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren O zatın şanı ne yücedir! Bütün eksikliklerden uzaktır O! Gerçekten, her şeyi işiten, her şeyi gören O'dur.”[6]

“O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti. O’nun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi O’nun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Müntehâ’da gördü. Ki, onun yanında Me'vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre'yi Allah'ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü.”[7] 

Miraç nasıl oldu?
Hazreti Peygamber (asm) Mescid-i Haram’dan (Mekke'den), Mescid-i Aksâ'ya (Kudüs'e) ata benzer beyaz bir Cennet bineği olan Burak ile geldi.[8] Kudüs'e gelmeden yol üzerinde Hz. Musa'nın (as) makamına uğradı, orada iki rekât namaz kıldı,[9] daha sonra Mescid-i Aksâ'ya geldi.[10]Orada içlerinde Hazreti İsa, Hazreti Musa ve Hazreti İbrahim’in de (Aleyhimüsselam) bulunduğu peygamberler topluluğu kendisini karşıladı.[11] Hazreti Muhammed (asv) bu peygamberlere imam olarak onlara iki rekat namaz kıldırdı.[12]

Bu hadiseden sonra Hazreti Peygamber’e (asm) iki kap getirildi ki; kabın birisinde şarap, diğerinde süt vardı.[13] “Bunlardan hangisini istersen, al!" denildi.[14] Peygamberimiz (asm) sütü seçti.[15] Cebrail (as), Peygamberimiz’e (asm): "Sen fıtratı seçtin[16], eğer sen şarabı almış olsaydın, senden sonra ümmetin azardı.[17]Sütü tercih etmekle sen de fıtrata yöneltildin, ümmetin de fıtrata yöneltildi. Şarap size haram kılındı!” dedi.[18]

Semanın bütün tabakalarına uğradı.[19] Sırasıyla yedi sema tabakalarında bulunan Hz. Adem, Hz. Yahya ve Hz. İsa, Hz. Yusuf, Hz. İdris, Hz. Harun, Hz. Musa ve Hz. İbrahim (Aleyhimüsselam ecmain) gibi peygamberlerle görüştü, Onlar kendisine “Hoş geldin!..” dediler, tebrik ettiler.[20] Sonra her gün yetmiş bin meleğin ziyaret ettiği Beytü'l-Ma'mur'u ziyaret etti.[21]

Bundan Sonra Hz. Cebrail (as) ile birlikte sidretü'l-müntehâ'ya geldiler.[22] Sidretü’l-müntehâ; kökü altıncı kat gökte ve gövdesi, dalları yedinci kat göğün üzerinde, gölgesiyle bütün gökleri ve cenneti gölgeleyen,  yaprakları fil kulakları gibi, meyveleri küpler kadar, bir ağaçtır.[23] 

Refref ve Öteler Ötesindeki Buluşma
Cebrail (as), Peygamberimiz’i (asm) yukarı götüre götüre, nihayet (kaza ve kaderi yazan) kalemlerin cızırtılarını işitecek kadar yüksek bir yere çıkardı.[24] Peygamberimiz (asm); cennetten, yemyeşil bir Refref (ipek döşek)'in birden ufku kapladığını gördü. Peygamberimiz (asm), onun (Refref’in) üzerine oturdu.[25] Cebrail (as), Peygamberimiz’den (asm) ayrıldı. Peygamberimiz (asm); Aziz ve Cebbar olan Rabbine yükseltilip yaklaştırıldı.[26]

Peygamberimiz (asm), Yüce Rabbinin: "Korkma ya Muhammed, Yaklaş!" buyruğunu işitmeye başladı. Nihayet, hiçbir kimsenin hiçbir zaman erişememiş olduğu yakınlık makamına, İlahî kabule, İlahî ikram ve ihsana nail oldu![27] İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (asm): "Ben, Yüce Rabbimi gördüm!" buyurmuştur.[28]

Peygamberimiz (asm) Miraç’ta Cenab-ı Hakk’a selam yerine bütün mahlukatın ibadetlerini hediye etmiştir. Efendimizin (asm) Cenab-ı Hak ile olan bu konuşması bütün müminlerin miracı olan namazlarında okudukları tahiyyatın sözlerinden oluşmaktadır. Bu konuşmanın meali şöyledir:

Peygamberimiz (asm) Cenab-ı Hakk’a hitaben:

“Bütün tahiyyeler, bütün mübarek şeyler, bütün salâvat ve duâlar ve bütün kelimat-ı tayyibe Allah’a mahsustur.”[29] şeklinde hitab vermiştir. Bunun anlamı“Bütün varklıkların halleriyle ve dilleriyle yapmış oldukları ibadetleri ve tesbihlerini, bütün çekirdekler ve nutfeler gibi mübarek şeylerin fitri mübarekliklerini ve tesbihlerini, bütün insanlar gibi şuurlu varlıkların ibadetlerini ve bütün peygamberler ve kamil insanlar olan evliyaların, asfiyaların ibadetlerini ve tesbihlerini onların namına sana hediye ediyorum; sana mahsustur.” demektir.

Bu selamın üzerine Cenab-ı Hak da Resulüne (asm): “Selâm olsun sana ey Peygamber!” şeklinde mukabele de bulunmuştur. Bunun üzerine Allah Resulü (asm) de: “Bize ve Allah’ın salih kullarına selâm olsun.” şeklinde cevap vermiştir. Bu konuşmaya sidretü’l-müntehada tanık olan Cebrail (as) da Allah’ın şahitlik etmesini emretmesi üzerine “Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığına şehadet ederim. Ve Muhammed’in (asv), Allah’ın elçisi olduğuna da şehadet ederim.” diyerek şehadet etmiştir.[30]

Miraç’ta cereyan eden bu karşılıklı sohbetteki sözlerin, müminlerin miracı hükmünde olan namazda okunması sünnettir. Bu şekilde her mümin bütün şuurlu ve şuursuz mahlukatın ibadetlerini kendi ibadeti içerisinde Cenab-ı Allah’a takdim etme şerefine ulaşmış olur.

Mirac’ta Peygamberimize Verilenler
Peygamberimiz’e (asm) Mirac mülakatı sonunda şu üç şey verildi:

1. Elli vakit namaz sevabına denk, beş vakit namaz verildi.

2. Bakara sûresinin son iki âyeti verildi.

3. Peygamberimiz’in (asm) ümmetinden olup da, Allah'a şerik koşmayanlardan mukhimat (büyük günahlar) bağışlandı.[31]

Nitekim bir hadiste bu hediyeler şöyle ifade edilmiştir: “…Miraçta Hz. Peygamber (a.s.m)’e şu üç şey verildi:  Beş vakit namaz verildi, Bakara Suresinin son kısmı (Amenerresul) verildi ve bu ümmetten Allah’a şirk koşmadan ölen kimsenin günahlarının bağışlanacağı hususu (söz verildi).” (bk. Müslim, İman, 279).

Bu müjde hiç bir müminin cehenneme girmeyeceği anlamında değildir. Her günahın affedilebileceğini ve eğer günahkar olsa bile iman ile ölmüşse cehennemde ebedi kalmayacağını bildirmektedir.

Sevabı günahlarından çok olan müminler direk cennete gideceklerdir. Günahı ağır basanlar ise, bu günahlardan temizlenmek için cehennemde bir müddet kaldıktan sonra tekrar cennete gireceklerdir.

Yüce Allah:

"Yâ Muhammedi Bu namazlar, her gün ve gecede, beş namazdır! Amma, her namaz için, on sevab vardır! Bu, yine, elli namaz demektir.[32]

Bende söz bir olur, değişmez![33]

Her kim, bir hayr işlemek ister ve onu yapmazsa, o kimseye (bu iyi niyetinden dolayı) bir sevab yazılır, yaparsa on sevab yazılır.

Her kim de, bir kötülük yapmak ister, onu yapmazsa, ona bir şey yazılmaz. O kötülüğü yaparsa, bir günah yazılır!" buyurdu.[34]

Bakara sûresinin son iki ayetinde de, meâlen şöyle buyurulur:

"O Peygamber de kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü'minler de (iman ettiler).

Onlardan her biri:

Allah'a,

Allah'ın meleklerine,

Allah'ın kitablarına,

Allah'ın peygamberlerine inandı. Peygamberlerin hiçbirini, diğerlerinin arasından ayırmayız! (Hepsine inanırız.)

Dinledik! (Emrine) itaat ettik!

Ey Rabbimiz! Mağfiretini dileriz!

Son varış(ımız) ancak Sanadır! dediler.

Allah, hiçbir kimseye, gücünün yettiğinden başkasını yüklemez.

(Herkesin) kazandığı (hayır) kendi yararınadır.

Yaptığı (şer) de kendi zararınadır.

Ey Rabbimiz! Unuttuk yahut yanıldık ise, bizi tutup sorguya çekme!

Ey Rabbimiz! Bizden önceki(ümmet)lere yüklediğin gibi, üstümüze ağır bir yük yükleme!

Ey Rabbimiz! Takat getiremeyeceğimizi, bize yükleme!

Bizden (sâdır olan günahları) sil, bağışla! Bizi affet! Bizi esirge!

Sen bizim Mevlâmızsın!

Artık, kâfirler güruhuna karşı da, bize yardım et!"[35]

Mukhimat; insanı cehenneme sürükleyen büyük ve tehlikeli günahlar, demektir.[36]

Peygamberimiz (asm), bir gün:

"İnsanı helake sürükleyen yedi şeyden sakınınız!" buyurmuştu.

"Yâ Rasûlallah! Nedir bu tehlikeli şeyler?" diye sordular.

Peygamberimiz (asm):

“Allah'a şerik koşmak,

Sihir (büyü) yapmak,

Yüce Allah'ın öldürülmesini haram kıldığı nefsi, haksız yere öldürmek,

Faiz yemek,

Yetim malı yemek,

Savaş meydanından kaçmak,

Zinadan korunan, böyle bir şey hatırından bile geçmeyen Müslüman kadınlarına zina isnad etmektir!" buyurdu.[37] 

Peygamberimiz’e (asm) Cennetin Gösterilişi

Okunduğu Gün Veya Gecede Yahut Ayda Ölenin Bağışlanmış Olarak Ölmesine Vesile Olacak Bir Zikir

 Okunduğu Gün Veya Gecede Yahut Ayda Ölenin Bağışlanmış Olarak Ölmesine Vesile Olacak Bir Zikir
 
 
 

Receb-i Şerefin Namazları


Her kim recebde, Kur’ân’dan kolayına gelen (sûreler)le elli (rekat nâfile) namaz kılarsa,  Allâh-u Teâlâ ona çiftler ve tekler adedince insan tüyleri ile hayvan kılları sayısınca (sevap ve) haseneler yazar.

Re­ceb ayı­nın ba­şın­da, or­ta­sın­da, so­nun­da ve ba­zı gün­le­rin­de kı­lın­ma­sı mak­bul olan bir­çok na­maz var. Ha­dis-i şe­rif­ler­le sa­bit ol­du­ğu üze­re bu mü­ba­rek ay­da kı­lı­na­cak bu na­maz­lar, mü­min kul­la­ra ahi­ret ha­ya­tı­nı kur­ta­ra­cak se­vap­lar ka­zan­dı­rır.

3-4-5, 13-14-15 VE 23-24-25’İN­DE KI­LI­NA­CAK H­CET NA­MA­ZI

Emî­rü­’l-mü­mi­nîn Ali ib­ni Ebî Tâ­lib (Ker­re­mal­lâ­hu Vec­he­hû)dan nak­le­di­len ve Üveys el-Ka­ra­nî (Vey­sel Ka­râ­nî)nin na­ma­zı di­ye bi­li­nen bu ha­cet na­ma­zı­nı baş­lık­ta ge­çen gün­le­rin bi­rin­de kıl­mak is­te­yen ki­şi ge­ce­den oru­ca ni­yet eder ve zik­ro­lu­nan gün­ler­de oruç­lu olur, iş­rak­tan son­ra gu­sül ab­des­ti alır, kim­sey­le ko­nuş­maz. Ze­val­den ön­ce (kuş­luk vak­tin­de) dört re­kat­ta bir se­lam ve­re­rek on iki re­kat kı­lar, ilk dört re­kat­ta Fâ­ti­ha­’dan son­ra Ku­r’­ân-ı

Ke­rî­m’­den ko­la­yı­na ge­len âyet-i ke­rî­me­le­ri okur, bu dört re­ka­tı bi­ti­rin­ce yet­miş ke­re: “Ger­çek var­lık olan ve her  şe­yi açı­ğa çı­ka­ran o yü­ce pa­di­şah Al­lâh-u Te­âlâ’­dan baş­ka ilah yok­tur. Onun ben­ze­ri hiç­bir şey yok­tur. Hak­kıy­la işi­ten de gö­ren de O’­du­r” zik­ri­ni söy­ler.

MURADI YERİNE GELİR

İkin­ci dört re­ka­tın her re­ka­tın­da Fâ­ti­ha­’dan son­ra üç ke­re Nasr Sû­re­si­’ni okur, se­lam­dan son­ra ise yet­miş ke­re: “En güç­lü yar­dım­cı ve en iyi yol gös­te­ri­ci olan Al­lâh! ‘An­cak Sa­na kul­luk ede­riz ve an­cak Sen­den yar­dım di­le­ri­z’ âyet-i ke­rî­me­si­nin hak­kı için (dua­mı ka­bul et)” du­ası­nı okur.  Üçün­cü dört re­kat­ta ise Fâ­ti­ha­’dan son­ra üç ke­re İh­las Sû­re­si­’ni okur, se­lam­dan son­ra yet­miş ke­re Elem­neş­rah Sû­re­si­’ni okur, son­ra sağ eliy­le göğ­sü­nü sı­vaz­la­ya­rak sec­de­ye va­rır ve ora­da hâ­ce­ti­ni Al­lâh-u Te­âlâ’­dan di­ler, han­gi hâ­ce­ti olur­sa ol­sun Al­lâh-u Te­âlâ’­nın lüt­fu ke­re­miy­le el­bet­te o mu­ra­dı ye­ri­ne ge­ti­ri­lir. (Mu­ham­med ib­ni Ha­tî­rüd­dîn, el-Ce­vâ­hi­ru­’l-hams, sh:55-56)

RE­CEB-İ ŞE­RέFİN YA­RI­SI­NIN NA­MAZ­LA­RI

Enes (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh)dan mer­fû­an ri­va­yet edi­len bir ha­dîs-i şe­rîf­te Ra­sû­lül­lâh (Sal­lâl­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem) şöy­le bu­yur­muş­tur:

 “Her kim re­ce­bin ya­rı (on be­şin­ci) ge­ce­sin­de on dört re­kat kı­lar; her re­kat­ta, bir Fâ­ti­ha, yir­mi İh­lâs, üçer ke­re de Fe­lak ve Nâs sû­re­le­ri­ni okur. Na­ma­zı­nı bi­ti­rin­ce ba­na on ke­re sa­lât okur son­ra da otu­zar ke­re tes­bih, hamd, tek­bir ve teh­lil de bu­lu­nur­sa, Al­lâh-u Teâ­lâ ona, se­vap­la­rı­nı yaz­mak, Fir­devs (cen­ne­tin)de ken­di­si için ağaç­lar dik­mek üze­re bin me­lek yol­lar.

O ge­ce­ye ka­dar yap­tı­ğı bü­tün gü­nah­la­rı si­ler, bir da­ha­ki se­ne­ye ka­dar üze­ri­ne hiç­bir gü­nah yaz­maz. Bu na­maz­da oku­du­ğu her har­fe kar­şı­lık, ken­di­si­ne ye­di yüz ha­se­ne ya­zar, her ru­kû ve sec­de­si­ne kar­şı­lık cen­net­te ona ye­şil ze­ber­ced­den on kasr (köşk) bi­na eder.

Her re­ka­ta mukabil, cen­net­te ona kır­mı­zı yâ­kut­tan on şe­hir ve­rir. Bir me­lek ge­lip, eli­ni omuz­la­rı ara­sı­na ko­ya­rak: ‘Geç­miş gü­nah­la­rın mu­hak­kak ba­ğış­lan­dı, ame­li­ne ye­ni­den baş­la­’ der.” (Cû­zekānî, Sü­yû­tî, el-Le­’â­lî, 2/57)  Re­ce­bin ya­rı (on be­şin­ci) ge­ce­si, bir Fâ­ti­ha, on İh­lâs ile yüz re­kat kı­lı­nıp, pe­şi­ne bin ke­re is­tiğ­far­da bu­lun­mak, gü­nün­de de bir Fâ­ti­ha ve bir İh­las ile el­li re­kat kıl­mak teş­vik edi­len amel­ler­den­dir. (Mu­ham­med en-Nâ­zi­lî, Ha­zî­ne­tü­’l es­râr, sh:67)

İS­TİF­TAH GE­CE­Sİ NA­MA­ZI

Mu­ham­med ib­ni Ha­tî­rüd­dîn Haz­ret­le­ri­’nin nak­li­ne gö­re; re­ce­bin on be­şin­ci ge­ce­si beş se­lam­la on re­kat kı­lı­nır, her re­kat­ta Fâ­ti­ha­’dan son­ra otuz ke­re İh­las Sû­re­si oku­nur, na­maz bi­tin­ce yüz ke­re: ‘Es­tağ­fi­rul­lâ­h’ de­ni­le­rek Al­lâh-u Te­âlâ’­dan mağ­fi­ret ta­lep edi­lir. (Mu­ham­med ib­ni Ha­tî­rüd­dîn, el-Ce­vâ­hi­ru­’l-hams, sh:57)

ON BE­ŞİN­Cİ GÜN NA­MA­ZI

Mu­ham­med ib­ni Ha­tî­rüd­dîn Haz­ret­le­ri­’nin nak­li­ne gö­re; re­ce­bin on be­şin­ci gü­nü iş­rak­tan son­ra yir­mi beş se­lam­la el­li re­kat kı­lı­nır, her re­kat­ta Fâ­ti­ha­’dan son­ra bi­rer ke­re İh­las ve Mu­av­vi­ze­teyn (Fe­lak-Nas) sû­re­le­ri oku­nur, da­ha son­ra sec­de­ye va­rı­la­rak şu du­a oku­nur:  

 “Ey Al­lâh! Yal­nız Se­nin için na­maz kıl­dım, an­cak Sa­na sec­de yap­tım, sa­de­ce Sa­na iman et­tim, bir tek Sa­na te­vek­kül et­tim, o hal­de Sen be­nim Se­nin hu­zu­run­da al­çal­ma­ma, yüz üs­tü ka­pan­ma­ma, yal­nız kal­ma­ma, bo­yun kır­ma­ma, yal­va­rıp ya­kar­ma­ma, şaş­kın­lı­ğı­ma, ih­ti­yaç ve za­ru­re­ti­me acı da, dert­le­rim­den bir çı­kış ve kur­tu­luş ba­na na­sip et. Ey acı­yan­la­rın en mer­ha­met­li­si! Rah­me­tin­le (dua­mı) ka­bul ey­le!” (Mu­ham­med ib­ni Ha­tî­rüd­dîn, el-Ce­vâ­hi­ru­’l-hams, sh:57)

BA­ŞI, OR­TA­SI VE SO­NUN­DA KI­LI­NA­CAK NA­MAZ­LAR

Sel­man (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh)dan ri­va­ye­te gö­re, re­ceb hi­la­li be­lir­di­ğin­de, Ne­bî (Sal­lâl­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem) ona şöy­le bu­yur­du:

 “Ey Sel­man! Her­han­gi bir iman­lı ka­dın ve­ya er­kek bu ay­da otuz re­kat kı­lar; her re­kat­ta, bir ke­re Fâ­ti­ha, üçer ke­re de İh­las ve Kâ­fi­rûn sû­re­le­ri­ni okur­sa, mut­la­ka Al­lâh-u Teâ­lâ on­dan gü­nah­la­rı­nı si­ler, ayın ta­ma­mı­nı oruç tut­muş gi­bi ken­di­si­ne ecir ve­rir, ge­le­cek se­ne­ye ka­dar (de­vam­lı) na­maz kı­lan­lar­dan (sa­yıl­mış) olur.

Ken­di­si için her gün, Be­dir şe­hid­le­rin­den bir şe­hid ame­li yük­sel­ti­lir. Her gü­nün oru­cu­na mukabil onun için, bir se­ne­lik iba­det ya­zı­lır. Onun için bin de­re­ce yük­sel­ti­lir.

ATEŞTEN KURTARIR

Eğer ayın tü­mü­nü tu­tup bu na­ma­zı da kı­lar­sa, Al­lâh-u Teâ­lâ onu ateş­ten kur­ta­rır, cen­ne­ti ken­di­si­ne va­cip kı­lar ve Al­lâh-u Te­âlâ’­nın (ma­ne­vi) ci­va­rın­da (mak­bul­ler­den) olur.

Cib­ril ba­na bu­nu bil­dir­di ve: ‘Yâ Mu­ham­med! Bu (na­maz) si­zin­le, müş­rik ve mü­nâ­fık­lar ara­sın­da bir alâ­met­tir, çün­kü mü­na­fık­lar bu­nu kı­la­maz­la­r’ de­di.”

Bu­nun üze­ri­ne Sel­man (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh) bu na­ma­zı na­sıl ve ne za­man kı­la­ca­ğı­nı so­run­ca, Ra­sû­lül­lâh (Sal­lâl­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem) şöy­le bu­yur­du:

“Ey Sel­man! Ayın ba­şın­da on re­kat kı­lıp; her re­kat­ta bir Fâ­ti­ha, üç ke­re de İh­las ve Kâ­fi­rûn sû­re­le­ri­ni okur­sun. (Son) se­la­mı­nı ve­rin­ce, el­le­ri­ni kal­dı­rıp: ‘Al­la­h’­tan baş­ka hiç­bir ilâh yok­tur. O tek­tir, hiç­bir or­ta­ğı yok­tur. Mülk O’­na âit­tir, hamd O’­na mah­sus­tur, di­ril­tir ve öl­dü­rür, Ken­di­si ise dâi­ma di­ri­dir, hiç öl­mez.

Bü­tün ha­yır­lar, O’­nun (kud­ret) elin­de­dir. O her şe­ye hak­kıy­la gü­cü ye­ten­dir.

Ey Al­lâh! Se­nin ver­di­ği­ne hiç­bir en­gel yok­tur, en­gel­le­di­ği­ni de ve­re­cek bi­ri yok­tur. Zen­gin­lik sa­hi­bi­ne, ser­ve­ti Sa­na kar­şı ya­ra­maz!’ der­sin.  Son­ra el­le­ri­ni yü­zü­ne sür.

YÜZÜNÜ MESHET

Ayın or­ta­sın­da da on re­kat kı­lıp; her re­kat­ta bir Fâ­ti­ha, üç ke­re de İh­las ve Kâ­fi­rûn Sû­re­le­ri­ni okur­sun. (Son) se­la­mı ve­rin­ce, el­le­ri­ni kal­dı­rıp:  ‘Al­la­h’­tan baş­ka hiç­bir ilâh yok­tur. O tek­tir, hiç­bir or­ta­ğı yok­tur. Mülk O’­na âit­tir, hamd O’­na mah­sus­tur. Di­ril­tir ve öl­dü­rür. Ken­di­si ise dâi­ma di­ri­dir, hiç öl­mez. Bü­tün ha­yır­lar, O’­nun (kud­ret) elin­de­dir. O her şe­ye hak­kıy­la gü­cü ye­ten­dir. O Vâ­hid, Ehad, Sa­med, bir ve tek ilâh­tır, eş ve ço­cuk edin­me­miş­ti­r’ deyip, son­ra­sın­da el­le­rin­le yü­zü­nün üs­tü­nü mes­het.

Ayın so­nun­da da on re­kat kı­lıp; her re­kat­ta bir Fâ­ti­ha, üç ke­re de İh­las ve Kâ­fi­rûn sû­re­le­ri­ni okur­sun. (Son) se­la­mı ve­rin­ce, el­le­ri­ni kal­dı­rıp:

 ‘Al­la­h’­tan baş­ka hiç­bir ilâh yok­tur. O tek­tir, hiç­bir or­ta­ğı yok­tur. Mülk O’­na ait­tir, hamd O’­na mah­sus­tur. Di­ril­tir ve öl­dü­rür. Ken­di­si ise dâi­ma di­ri­dir, hiç öl­mez. Bü­tün ha­yır­lar, O’­nun (kud­ret) elin­de­dir. O her şe­ye hak­kıy­la gü­cü ye­ten­dir.

Al­lâh-u Teâ­lâ, Efen­di­miz Mu­ham­med (Sal­lâl­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem)e ve te­miz Ehl-i Bey­t’­ine sa­lât et­sin.

SIRATTAN GEÇİŞ İZNİ

O çok yü­ce ve pek bü­yük Al­lâh-u Te­âlâ’­nın yar­dı­mı ol­ma­dan (hiç­bir şe­ye) güç ve kuv­vet yok­tu­r’ de ve di­le­ği­ni is­te, du­ân ka­bul edi­lir.  Al­lâh-u Teâ­lâ se­nin­le ce­hen­nem ara­sı­na, her bi­ri­nin me­sa­fe­si gök­le yer ara­sı ka­dar ge­niş olan yet­miş hen­dek ko­yar ve her re­ka­ta mukabil sa­na bir mil­yon re­kat ya­zar, ay­rı­ca sa­na ateş­ten be­rat ve sı­rat­tan ge­çiş iz­ni ve­rir.”

Sel­man (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh) şöy­le an­lat­tı: “Ne­bî (Sal­lâl­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem) bu ha­di­si bi­ti­rin­ce, duy­du­ğum bu ka­dar faz­la mü­kâ­fat­tan do­la­yı Al­lâh-u Te­âlâ’­ya şü­kür için, ağ­la­ya­rak sec­de­ye ka­pan­dım.” (Ab­dülkādir el-Gey­lâ­nî el-Ğun­ye, 1/329-330; Sa­fû­rî, Nüz­he­tü­’l-me­câ­lis, 1/141)

RE­CEB-İ ŞE­RÎF­TE BİR NA­MAZ

Enes ib­ni Mâ­lik (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh)ın ri­va­yet et­ti­ği bir ha­dîs-i şe­rîf­te Ra­sû­lül­lâh (Sal­lâl­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem) şöy­le bu­yur­muş­tur:

“Her kim re­ceb­de, Ku­r’­ân’­dan ko­la­yı­na ge­len (sû­re­ler)le el­li (re­kat nâ­fi­le) na­maz kı­lar­sa, Al­lâh-u Teâ­lâ ona çift­ler ve tek­ler ade­din­ce in­san tüy­le­ri ile hay­van kıl­la­rı sa­yı­sın­ca (se­vap ve) ha­se­ne­ler ya­zar.” (İb­ni Asâ­kir, Tâ­rîh-u Me­dî­ne­ti Di­meşk, no:5121, 43/291-292) İb­ni Ab­bâs (Ra­dı­yal­lâ­hu An­hu­ma)nın ri­va­yet et­ti­ği bir ha­dîs-i şe­rîf­te Ra­sû­lül­lâh (Sal­lâl­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem) şöy­le bu­yur­muş­tur:

“Her kim re­ceb­den bir gün oruç tu­tar ve on­da, ilk re­ka­tın­da yüz ke­re Âye­te­’l-Kür­sî, ikin­ci re­ka­tın­da yüz ke­re İh­lâs-ı Şe­rîf oku­ya­rak dört re­kat kı­lar­sa, cen­net­te­ki ma­ka­mı­nı gör­me­dik­çe ve­ya bu ken­di­si­ne gös­te­ril­me­dik­çe öl­mez.” (Sü­yû­tî, el-Le­’â­lî, 2/55; İb­ni Ar­râk, Ten­zî­hü­’ş-Şe­rî­‛a, 2/89)  İb­ni Cev­zî­’nin, “Mev­zû­’a­t”­ını tah­kik eden Nû­red­din Bo­ya­cı­lar ho­ca­mız, bu ha­di­sin uy­dur­ma ol­ma­yıp, is­nâ­dı­nın za­yıf ol­du­ğu­nu açık­la­mış­tır. Ba­kı­nız! Ha­dis no:1007, 2/435.

Ayet-i Kerime

Şüphesiz ki Allah ve melekleri, Peygamber’e çokça salât ederler. Ey mü’minler! Siz de O’na salavat getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin.”(Ahzâb, 56)

Hadis-i Şerif

“Allah’a sığınan kimseyi koruyup himaye ediniz. Allah için isteyene veriniz. Size iyilik yapana siz de iyilik yapınız. Şayet verecek bir şey bulamazsanız karşılık vermek istediğinizi göstermek üzere kendisine dua ediniz.”
(Ebû Dâvûd, Zekât 38; Nesâî, Zekât 72)

Receb-i Serifte Yapilacak Istigfarlar

Receb-i Serifte Yapilacak Istigfarlar
 
1 9